Zor günler ve acayip adam “T”

Ankara’dan ayrılmak ve belirsizlikler çevremdekileri iyice meraklandırmıştı. Mahalle berberi  Hikmet abi bile “Ankara’da iş bulamadı İstanbul’a gidiyor, üniversite okumaya pek  gerek yokmuş” düşüncesindeydi. Onun için önemli olan para kazanmaktı. İşin içeriği ve kişinin mizacına uygunluğunun bir önemi yoktu.

İstediğim işi İstanbul’da bulacağımı umuyor ve artık sağlam bir adım atmam gerektiğini düşünüyordum.  Elimde valiz tek başıma Kadıköy çarşıda geziniyordum. Spor yapıp beslenmeme dikkat etmeme rağmen çok para gitmesin diye kıymalı-soğanlı-lezzetsiz kır pidesi yedim.  Hamur yemenin pişmanlığı 10 dk’lık bir anksiyete krizine sokmuştu beni. Sakinleşmek için rockçıların takıldığı, kedi-köpeklerin insandan korkmadığı salaş barların birine bira içmeye gittim.

Cazip olmayan durumum benzer dert sahiplerini çekiyordu. T. 31 yaşında üniversiteden sınıf arkadaşım, atanamamış bir öğretmen.  Hayatının kurtulması için atanması gerektiğini düşünüp mezuniyet sonrası zamanını  kpss çalışarak geçirdiği ve henüz bir baltaya sap olamadığı için ailesinin hışmına uğramış, saçma sapan acılar çekmiş, her şeyi kendine dert edinen bir insan. Son tartışmalarında ailesi  inşaatta çalışması gerektiğini talep edince evi terkedip İstanbul’a gelmiş. Bir öğretmen inşaatte çalışmamalı elbette.  Geçen yıllardan anlatabileceği tek macerası olan askerlik anılarını anlatıyor, kötü espriler yapıyor ve sürekli soru sorup beni ve diğer arkadaşları bunaltıyordu. Bazen boyu yetmediği için polis-asker olamamaya takıyor, bazen X kişisi bile atanmış bir biz atanamadık diyerek benim 3 yıllık iş deneyimimi, atanmak gibi bir amacım olmadığını ve farklı hedeflerim olduğunu görmezden gelerek beni de derdine ortak ediyordu.

İstanbul’da huzur operasyonu yapıldığı bir gün, polis şüpheli şahısların, tipi bozukların, tuhaf hareketler yapanların kimliklerini kontrol ediyordu. Kadıköy-Söğütlüçeşme’den metrobüse bineceğimiz sırada polis ona kimlik sordu bana sormadı diye eve gidene kadar söylendi, benim süt çocuğu olduğumu, polisin bana kimlik bile sormadığını ve askerde çok zorlanacağımı söyleyip kendini rahatlattı. Üsküdar’da üniversiteden sınıf arkadaşlarımızın evinde kalıyorduk, onlar bir şekilde dikiş tutturmuş T. ve bana İstanbul yaşamıyla ilgili tiyolar veriyorlar, iş görüşmelerinde talep edeceğimiz parayı belirliyorlardı. Benim ve T.’nin İstanbul’da iş bulması durumunda birimiz evdeki boş odada kalacak, birimiz de evin salonunu kendine oda yapacaktı . 3+1 eski püskü bir evde 4 erkek hoş gözükmese de başlangıç için cazipti.  T. bazen korkuya kapılıp alakası olmayan işlere başvuruyor ve yüksek maaşlar talep edip eli boş dönüyordu. Benim durumum ise çok farklıydı, hali hazırda çok kurumsal bir şirkette, Ankara’da başlayabilecekken işin içeriği istediğim gibi değil diye İstanbul’da istediğim tarz işlere bakıyordum. Ben ne zaman böyle idealist bir tip oldum? Halbuki meslek lisesine gitmiş, zorla dandik taşra üniversitesinin eğitim fakültesini kazanmış, çok yüksek puanlar almadan yüksek lisansa başlamış, eğitim hayatını çok zorlanmadan  sürdürmüş bir adamım.  

İstanbul’da kalıp istediğim işi bulabilmek için 4 günüm vardı.  Bulamazsam kurumsal firmadan gelen pek de içime sinmeyen bu pozisyonu kabul edip Ankara’ya dönecektim. Çok dillendirmeyip daha profesyonel davranabilirdim, işi kabul etmesem ve başka iş bulamasam acımı içimde yaşayıp yoluma bakardım ama risk yönetimini iyi yapamayıp durumu tüm köye duyurmuştum bile. ..4 gün boyunca aradığım işi, ışığı, fikri..  bulamadım. Tanrı beni İstanbul’da istemiyordu galiba. Başvurduğum onlarca yer de geri dönmemişti. Aslında bu şehirde kalmak da istemiyor gibiydim, Ankara’ya dönmek de…

İstanbul’da bana ayrılan sürenin sonuna gelindi ve Ankara’ya geri dönmek zorunda kaldım. Koskoca kurumsal şirkette istemediğim pozisyonda işe başlıyorum. T. İse İstanbul’da kaldı ve iş kovalamaya devam ediyor.   

Yorum Yap

Ara
Kategoriler
ASP.NET  (4 )
MSSQL  (5 )
JAVASCRIPT  (8 )
FİNANS  (8 )
C#  (5 )
GEZİ-KÜLTÜR  (3 )
SEO  (2 )
Diğer  (3 )
CSS  (2 )
ANDROID  (2 )